28 Nisan 2013 Pazar

Erkek küçük şeylerden, kadın hiçbir şeyden mi?Yoksa tam mı tersi?(1)

Saat:08.45.. Bugün günlerden son haftasonu ve ben saat 8'de uyanmanın garipliğini yaşıyorum :) İnsan neden uyuyamaz ki hafta içi uyumak için çırpındığı saatlerde /:) Dün yolda yürürken yanımdan arabayla bir çift geçti. Kızın elinde çiçek vardı erkekse arabayı kullanıyordu. En fazla 5 saniyelik bir görüntüydü ama bu bile durum için yorum yapmaya yetti :)) Kız mutluluktan havalara uçmak üzereydi, yüzündeki gülümsemeden belli erkeğin yüzünü sadece 1 saniye gördüm o da gülümsüyordu ama kız gibi değil. Ben kızın evlenme teklifi almış olduğu kanısına vardım. Ve kadınlar aslında hiçbir şeyden memnun olmaz mı ya da erkekleri mutlu etmek kolayken kadınları mutlu etmek mi zor ya da aslında tam mı tersi diye düşünmeye başladım. Kadınla erkek arasında neden bu kadar uç ayrımlar var onu anlayabilmiş değilim. Bir kadını erkek tarafından söylenilmiş "seni seviyorum" lafı çok mutlu ederken bazen bu erkek tarafından "sen bunu zaten biliyorsun, söylememe gerek yok" diye düşündürebiliyor. Tanrı neden bu kadar uç yaratmış iki cinsi? Sanırım birbirlerini dengelesinler diye. Ama bazen de dengenin bozulduğu zamanlar olabiliyor. Kadınlar en mükemmeli ararken erkekler için en mükemmel aslında gördükleri midir yoksa öyle mi davranmak istiyorlar da biz mi öyle görüyoruz diye düşünüyorum bazen. Genelde kadın tarafından baksam da bazen erkek tarafından da bakmaya çalışıyorum. Hemcinslerimi henüz anlayamamışken karşı cinsi nasıl anlamlandırabileceğim konusunda şüphelerim var. Kadın çok şey ister, erkekse birşey ister? Peki erkek ne ister? Ya da kadın ne ister de erkeğe çok görünür? Bu konuda yardımlarınıza ihtiyacım var sanırım :) Üzerine bir sürü şey konuşulan, yazılan kadın erkek ilişkilerinde benim de söyleyeceğim bir iki lafım var. Bu yüzden bu seriyi başlatmış bulunuyorum :) Yorumlarınızı bekliyorum ey dostlar.. Yüzyıllardır çözülemeyen kadınla erkeği çözecek değiliz amma ve lakin belki beyin fırtınasıyla ortaya birşeyler çıkarabiliriz :) Keyifli bir gün diliyorum :)

27 Nisan 2013 Cumartesi

Günaydııınnnn :)) Ben ve Opera :)

Bugünn günlerden haftasonu :) Parmaklarım hala sarılı, dikişlerim Salı günü alınacak ama parmaklarımı hissedebildiğim için kendimi şanslı hissediyorum :) Dün akşam Süreyye Operası'nda sahnelenen "Şen Dul" operasına gittik ablacımla. Ucu ucuna yetiştim. Aslında operayı sevebileceğimi düşünmüyordum ama gayet keyifli geldi bana :) Belki de çevrenin etkisiyle böyle düşündün ama dün 3. kere gittim operaya ve bi kere daha çok hoşuma gitti :) Hayat gibi.. Her gittiğimde farklı birşeyler keşfettim, ilk gittiğimde İtalyancaydı opera hem oyunu takip edip hem de çeviriyi izlemek çok hoşuma gitti :) İkinci gidişimde müzik sesinin sahnenin altından geldiğini, orda bir orkestra olduğunu farkettim :)) Çocuk gibi mutlu oldum :)) Son gidişimdeyse -yani dün- Opera Türkçeydi :) önce çok komik geldi ama gerçekten çok keyifle izledim. Operaya gitmeyen veya gitmeyi hiç düşünmeyenler bence "Şen Dul" operası bunu deneyimlemek için bulunmaz bir fırsat. En azından hayatınızda bir kere de olsa bunu deneyimleyip "önyargısız" kendi kararlarınızı kendiniz verebilirsiniz :) Mutlu haftasonları :)

23 Nisan 2013 Salı

23 Nisan bugünnnn :)

GÜNAYDIN GÖZÜN AYDIN, SAYISIZ DEVRİM SAYDIN, BULDUN TAZE CAN BUGÜNN O MUTLU NİSAN BUGÜNN :))))) Ve tabikiii; http://www.youtube.com/watch?v=LmSwWQQe54Y Ayyy, içim kıpır kıpır oldu sabah sabah :)) Hala çocuk olabilmenin mutluluğunu yaşıyorum şuan; ve bir zamanların en şanslı çocuklarından olmanınn :))) Çok duygulandım; bir sürü şey yazacaktım ama şimdi Barış Manço'yu dinleyim sonra yazarım :))) Dinledim, Hala dinliyorum, hala duygulanıyorum :)) Bizim için 23 Nisan demek stadyumda yapılan bayramlara gitmek, bando takımında olmak, gururla yürümek, sokaklarda babamızın elinden tuta tuta şarkı söyleye söyleye gezmek demek, çocuk olmak özgür olmak demek, ya da özgür olamayan çocukların yanında olmak demekti. Biz çocukken(ki ben hala çocuğum:)) vazgeçilmez gülümsemelerimiz vardı, hala varki, hala gülümsüyoruz ki :)) Ayy hala çocuğum ben seviyorum kendimiii :))

21 Nisan 2013 Pazar

İtinayla parmak kesilir :(



Bunun adı tamamen bir ev kazası.. Kurban bayramında görmeye alıştığımız manzara ama bayrama daha çok var.. Yok onu internetten almadım bu sefer benim elim bu :)) Aslında kasaplığa da çok özentili değilim ama nazar mıdır nedir bilemedim :) Mutlu bir pazar sabahına uyandık hep beraber kahvaltı yapacaktık kii bıçakla elimi kestim aman kesiktir geçer dedim ama kanama durmadı dedik bu bizi aşar en iyisi hastaneye gidip pansuman yaptıralım, hastaneye bir gittik ki dikişsiz kapanmaz bu yara dediler.. İki parmağa toplam 12 dikiş atılmış ben bakamadım canım ablacım hiç bırakmadı elimi ama dikiş atılışını da izledi.. Oyh eziyet ettim kıza pazar pazar.. Seni seviyorum ablacım :) Velhasıl pazar evde geçirdiğim güzel bir gün oldu :/ Her şekilde kendimi sevdiğim için mutluyum.. Daha güzel bişeyler yazmak isterdim ama bugün de böyle.. Siz siz olun sağlakken sol elinizle bıçağı tutmayın :)) Bana geçmiş olsunnn :)))

20 Nisan 2013 Cumartesi

Bugün günlerden haftasonu...

Hafta boyunca beklediğim; Haftasonu bi gelsin öğlene kadar uyuyacam dediğim gün bugün..Tabi alışan insan başka oluyor; vücut çalışmaya alıştığında erkenden uyanıyor en geç uyandığım saat 9buçuk o da zorla :)Sabah programını izliyordum, Sertab Erener'in yeni şarkısı çıktı .. İnsanları, hissettiklerimizi, bizi en iyi anlayan en iyi anlatan; ruh halimize göre bize en iyi destek olanlardır şarkılar..http://youtu.be/n3nPOsgwE0I

19 Nisan 2013 Cuma

Ne Garip Yer Şu İstanbul..

İstanbul... Hem kendine sıkıca bağlayan hem de kendinden soğutan bir havası var İstanbul'un.. Kendine öyle bir bağlıyor ki vazgeçmek imkansız hale geliyor bir süre sonra..Henüz 6 ay oldu İstanbul'a geleli.. Büyülü, bambaşka bir şehir.. Yaşaması zor, herkes için; ama yaşaması ayrı bir zevk.. Kim bilir kimlerin hayallerini taşıyor koynunda, kim bilir kimlerin hayallerini yıkıyor gerçekliğiyle..Seviyorum bu şehri, bütün kaosuna, bütün keşmekeşliğine rağmen.. Sokakta yürürken insan kalabalığını seyretmeyi seviyorum.. Akşam olunca ışıkların dansını seyretmeyi seviyorum.. Sabahları otobüsle işe giderken duraklardaki insanlara bakıyorum, istemsizce gözüm takılıyor; herkesin yüzünde bir huzursuzluk, herkesin içinde bir korku var sanki.. Kimsenin yüzü gülmüyor.. Dudaklarında en ufak bir gülümseme belirtisi yok ki; çoğunun kaşları da çatık.. Hem seviyorum hem de korkuyorum bu şehirden.. Ya bir gün benim gülümsememi de çalmak isterse benden..

17 Nisan 2013 Çarşamba

Hayatın neşesi kaybetme neşeni..

Kimi zaman ayağımız takılır, takıldığı an bakarız ki birileri bizi kaldırmak yerine üstümüze basıp kalkmamıza engel olur. Herşeyin farkındayızdır ama farkında değil gibi, anlamamış gibi ya da öyle olmadığını varsayarmış gibi davranırız. Çünkü bize göre değildir düşenin üstüne basmak bizim ayağı takılana yapabileceğimiz şey gücümüz yettiğince onu kaldırmak hiç olmadı mı gücümüz mü yetmiyor o zaman onun yanına inip onun moralini yükseltmek olur bizim aklımıza gelmez ki üstüne basmak kıyamayız ki.. Canım sıkıldı bugün biraz, aslında son ana kadar herşey yolundaydı ya da öyle görünüyordu ama sonra birden fırtına çıktı sanki herşey tepetaklak oldu.. Neden bu dengesizlik biz mi çok hayalperestiz yoksa üstümüze basıp basmamış gibi yapanlar mı çok uyanık. Her daim gülümsemeye çalışırken ve elimizde böyle bir gücün olduğunu bilirken neden gülümsemelere gölge düşürür ki insan, ufacık şeylere mutlu olanlardan.. Çalışmayı bu denli severken neden sevdiğimiz şeylerden uzaklaştırırlar bizi arkadaş, neden insanı şevklendirmek varken şevkini, öğrenme hevesini kırarlar ki? Anlamıyorum şu değişik, bizim gibi olmayan insanları.. Bizim gibi değil sanırım o yüzden.. Neyse onlar da iyiki varlar o zaman; onlar olmasalardı biz kendimizin değerini bilemezdik ki..

16 Nisan 2013 Salı

Bloghocam'dan hediyeler :)

En keyif aldığım şeylerden biriymiş aslında blog yazmak; buna vesile olan bloghocam a teşekkür eder, sizi hediye kazanmaya davet ederim: :)) Blogger dostu site Blog Hocam okuyucularına hediye dağıtmaya devam ediyor. Çekilişle 1 kişi, 8 adet harika hediyeden istediğine sahip olacak. Ayrıca 1 kişiyi de çekilişsiz, kurasız sürpriz bir hediye bekliyor. Detaylar için çekiliş sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

15 Nisan 2013 Pazartesi

Kadın..

Bu akşam biraz erken geldim eve.. Annecim ve babacımla yemek yedim.. ayaklarımı uzatmadan önce bilgisayarın başına geçip biraz gezinmek istedim..

Facebook'ta gezinirken bir arkadaşımın sayfasında gördüm bu resmi;

Kadın demek; anne demek, can demek, can veren demek.. Kadın demek; hayat demek.. Her yaşayışımda, her görüşümde her hissedişimde gözlerim doluyor. Evet gülmek gülümsemek bi yere kadar ama bazen olanlara can dayanmıyor. Yaşayan mı daha iyi bilir yoksa bütün kadınlar anlar mı acaba kadınların halinden?
Bundan yaklaşık 2 buçuk ay önce KanalD'de yayınlanan doktorum programına bir kadın bağlandı. O günkü konu neydi hatırlamıyorum ama kadının söyledikleri hala kelimesi kelimesine aklımda..
Kadın evli; 2 çocuğu var ve şiddet görüyor. Arayanlar genelde hasta, hastalıklarına çare arayan insanlar ama bu kadın yaralı; ve yarasına çare bulmaya çalışıyor, o da kendi derdini anlatıyor. Sesi o kadar tanıdık ki..Korkmuş, korkusundan ne yapacağını bilmeyen kadın sesi.. "Ben kocamdan ayrılmak istiyorum ama gidecek yerim yok; çocuklarım var ayrılmak istediğimi söylesem beni öldürür çocuklarım anasız kalır diye korkuyorum. Artık dayak yemek istemiyorum, canım yansın, çocuklarımın canı yansın istemiyorum; nolur bana yardım edin.." dedi kadın.. Gözlerimden iki damla yaş süzüldü, ne çok kadın görüyor bu zulmü; ne çok kadın canım deyip sığındığı erkeğinin kanatlarının altında uçarken yere çakılıyor ansızın, ne çok kadın ağlıyor sessizce.. Keşke daha fazlası gelebilse elimizden; biz acılarına ortak oluyoruz sadece onlarsa acı çekiyorlar; acımasızca el kaldıran erkekleri tarafından..

Resmi gördüm canım yandı, neden kadınlar bunları yaşıyor, neden "bazı" erkekler kadınlarını kimsesiz sanıyor da "ben ne yaparsam yapayım nasılsa bana muhtaç" düşüncesiyle hareket ediyor. Neden benim kadınım acı çekiyor?

Canım yandı, canımız yandı, daha kaçımızın canı yanacak?...

Burda herşey size özel :)

Çok güzel şeyler yazıyorlar insanlar, içten gelerek, severek cümlelerini; hissederek.. Hissederek okumak mükemmel birşey..

Ben hissederek okuduğum, okurken inanılmaz eğlendiğim ve anlatılan herşeyde kendimi bulduğum bir kitaptan bahsetmek istiyorum bugün size :) Pazartesi pazartesi nerden geldi aklına derseniz her pazartesi onların maillerini alıyorum ve iyi olan ruh halimi daha çok iyileştiriyorum.

Çoğunuz okumuşsunuzdur belki, ki okumayanlara şiddetle tavsiye ediyorum. Uzun zaman oldu okuyalı ama hala benim hayatımı güzelleştiriyor. Sizin de hayatınızı güzelleştirsin her kelimesi..

Kitabımın adı: Evrenden Torpilim Var.

Resmi internetten aldım çünkü tam kahve içerken keyifle okumalık bir kitap bence :)

Kitapta herşey size özel; kitabın içeriğinden söz etmek istemiyorum sadece ruhundan bahsetsem yeter sanırım. Ayrıca kitabı okuyanların da yorumlarını almak istiyorum; merakla..

Aykut ve Esra; hayatımın belki de en zor olmasa da zor zamanlarında tanıdım onları. Herkeste olabileceği gibi psikolojik olarak yıpranmış zamanlarımda. Ve odama, sahilde içtiğim çaya, denizden ıslanmış ellerime, ayaklarıma bulaşmış kuma ve gülümsememe ortak oldular. Sanki konuşuyormuş gibiydim kitabı okurken. Benimle konuşuyorlarmış gibiydim. Ben soruyordum onlar bütün içtenlikleriyle cevap veriyorlardı. Ben seviyordum onlar bütün içtenlikleriyle destekliyorlardı. Hayatıma tesadüfen giren bu insanlara çok teşekkür etmek için yazayım dedim. Dediğim gibi bu kitapta herşey size özel. Umarım bir yerlerde kesişir yollarınız, sizin de elinize belki tesadüfen belki de isteyerek konar bu kitap ve daha çok tanımak için kendinizi; çevrenizi daha çok gülümsersiniz.. :)

Şimdi işimize devam edelim; herkese kolaylıklar diliyorum. Bu kitap hakkında daha çok yazarım belki ilerleyen ve daha geniş bir zamanda.

Bir de ricam olacak, bu kitabı okuyanlar düşüncelerini yazar mı acaba? Şimdiden teşekkür ederim..

:))

14 Nisan 2013 Pazar

Pazartesi Sendromu mu? O kim ki?

Pazartesi Sendromu mu? O da kim yahu? Henüz tanışmadık kendisiyle.. :)

Mükemmel bir haftasonunun ardından hiiç sendroma falan giremem arkadaş ben :) İşim var yahu benim, şükretmek varken neyin sendromu bu acaba :))
Haftasonu eğitimdeydim.Önceki paragrafın başını okuyan az önce mükemmel dedi şimdi de eğitim diyo ne oluyo diyebilir. Ama ben çok keyif aldım :) Belki de katıldığım ilk eğitim olduğu içindir. Gerçi eğitimin içeriği benim için biraz ağırdı ama yine de bilmediğin bişeyleri öğrenmek en az bildiğin şeylerin üstünden geçmek kadar eğlenceli benim için :) Yepyeni insanlarla tanıştım; farklı farklı şehirlerden, eğer biri okursa hepsine haber versin; ben herkesi çok sevdim :))
Yarın yepyeni bir hafta başlıyor.. Zaman ne kadar çabuk geçiyor yahu. Herşey ne kadar hızlı gelişiyor.. Hayatı uzaktan izlemektense sabahları yataktan kalkıncaya kadar sendrom yaşamayı ama yataktan kalktıktan sonra en büyük varlığım olan gülümsememi suratıma takmayı çok seviyorum :)) suratıma takmak dedimse zorla değil; gülümsemek içinizden gelen bişeydir, ruh haliniz ne olursa olsun :))
Yarın için bence hepimiz hazırız; güne en sevdiğimiz müziklerle başlayabiliriz, içimiz kıpır kıpır işe gidebiliriz. Bu geceyi yarının güzelliğine açılacak gözlerimize bir dinlence olarak seçip sıkılmadan, "demoralize"olmadan kendimizi sever gibi; işimizi severek geçirebiliriz :))
Ben işe yeni başladım çok heyecanlıyım dediğimde; "yakında sıkılırsın" tepkisini almak aslında çok garip geliyor bana. Yahu insan çalışmaktan niye sıkılsın ki; tamam ara ara olur kaçmak, kendini dinlemek istersin ama çalışmak yaşamak gibidir; hatta yaşamak; çalışmanın ta kendisidir. Sıkılacağımı hiç sanmıyorum :)

Herkesin hayatı "sıkılmadan" yaşaması dileğimle..

Hadi yarın olsun işe gidelim :))



12 Nisan 2013 Cuma

Hayvanlar alemi - 2 - Anne bunu eve alalım mı :)) ?

Üniversiteyi Çanakkale'de okudum, bilenler bilir Çanakkale'nin kışı serttir, ayazdır, buz gibi soğuktur. Hele bi de kar yağarsa eyvah ki ne eyvah okullar bile tatil olabilir :

Sanırım sene 2010 Çanakkale'de kar var ve sokaklarda kimse yok. Tam hatırlamıyorum ama okulda bir işim olduğu için evden çıkmıştım. Durağa gittiğimde durağın köşesinde soğuktan büzüşmüş bi halde yatan bi av köpeği gördüm. Okul yalan oldu tabi; baktım tasması var, belli ki sahipli ama ya yolunu kaybetmiş ya da terkedilmiş soğuklarda :(

Kıyamadım, kıyamam ki, önce biraz sevdim sonra "hadi gel, hadi gel" diyerek yürüdüm ama yerinden kımıldamamayı tercih ediyordu sanırım. bi kaç metre yürüdük ama sonra dedim ki bu böyle olmaz kucakladım köpeği amacım markete kadar götürüp karnını doyurmaktı. markate kadar getirdim bi 100 metre civarında :) marketten su, ekmek ve yoğurt aldığımı hatırlıyorum. Bi güzel didikledim ekmekleri ama çok da iştahı yoktu sanırım. sonra dedim ki üşümüş ondan böyle kıyamam dedim evimiz marketin biraz üstündeydi. Aynı şekilde sürükleye sürükleye apartman kapısına kadar getirdim. Birlikte asansöre bindik ama her halinden belli eğitimli olduğu. 2.kata çıktık ve ben zili çaldım :) Üniversiteyi annecim ve babacımın yanında okudum sağolsular, hiç yalnız bırakmadılar beni :) Annem açtı kapıyı; köpek yanımda oturuyo benim burnum soğuktan kıpkırmızı olmuş; gülümsedim ve "Anne bunu eve alalım mı?:)" dedim :) Tabi annecim üzüldü köpeğin haline nedir ne değildir bilemediğinden içeri almaya cesaret de edemedi. kapının önünde karnını doyurduk biraz. Sonra tekrar aldığım yere bıraktım :( Bi kaç saat sonra baktığımda bıraktığım yerde değildi. Sahibine kavuşmuş olmasını diliyorum :))

Bu arada, hala çocuk ruhumu kaybetmemiş olmaktan dolayı kendimi seviyorum.

Bu da değişik bi anım, umarım sizi gülümsetir..:))

Herkese Kolay Gelsin :)))

10 Nisan 2013 Çarşamba

İşim işim benim işim :)

Ben işimi seviyorum diyebilmeli insan; bulunduğu yerden memun olabilmeli..

Az önce bir müşteri geldi bankamıza. Trafik cezası ödemek istediğini söyledi işlemlerini yaptım tam ödemeyi alacakken sistem hata verdi. İngilizceyle bir sıkıntım olduğu için de pek anlayamadım. Beyfendiye sistem bir hata verdi, ingilizce olduğu için de pek anlamadım ödemeyi alamıyorum kusura bakmayın lütfen dedim nazikçe ve gülümseyerek. O da bana ingilizce bilseydiniz zaten bankada oturmazdınız dedi. Neden bu insanları küçümseme arzusu? Herkes her işi yapabilir, işinden memnun da olabilir olmaya da bilir ama çalışmak dünyadaki en güzel şeylerden biridir bence. Birşeyler yaptığını hissetmek, birşeylere katkı sağlamak, hizmet vermek.. Bunlar çok güzel şeyler. Müşterinin söylediğine karşılık " ben işimi seviyorum" demekle yetindim ki ben işimi gerçekten seviyorum..
Öyle işte.. paylaşmak istedim..
Siz de sevin işinizi; kim ne derse desin, işini sevmek hayatı sevmek gibidir bence :)

Hayvanlar Alemi - 1 - 10 yıl sonra öğrendiğim gerçek

Bugün Çarşamba; günlerin en çabuk geçeni bana göre; hafta ortası olduğundan mıdır nedir bilmiyorum ama çabucak geçiyo işte :) Dün sabah kapının önünde kedicikler uğurladı beni işe ayağımın kenarından geçe geçe :)

 Ne enteresan şey şu hayvanlar alemi; sevgileri içten, çoğu zaman karşılıksız tek bekledikleri karşılık karınlarının doyurulması azıcık da sevgilerine karşılık verilmesi. Benim hiç kedim ya da köpeğim olmadı ama hayvanlarla sıkı sıkıya bağlı bi bağım olduğunu söyleyebilirim. İlk beslediğim hayvan muhabbet kuşum Cabbar, yaklaşık 2 yıl bizimle yaşadı 1997 yılında Antakya'da olan depremde henüz 10 yaşındaydım ve 20 yaşıma kadar Cabbar'ın kafesinin kapısı açık olduğu için balkondan kaçtığını sandım ama sonra bi öğrendim ki hayvancık korkudan çırpınarak kafesinde ölmüş :( Hiç dayanamıyorum hayvanların başlarına gelenlere.Kendilerini savunamadıklarından sanırım.. Bu yüzden de sevgili kuşumun çırpınarak öldüğünü 10 yıl sonra tesadüfen öğrendim..
Bu sabah da böyle bir şey yazmak istedim :)) Ama daha maceralar çok hepsini anlatabilirim :))

Hadi şimdi Herkese Kolay Gelsin..

Gülümsemeyi sakın unutmayın :))

8 Nisan 2013 Pazartesi

Evim evim; sıcacık evim :)




Bugün de bitti.. Evim evim benim evim canım evime geldim :) Annecimle babacım ın yanına :) Ne kadar güzel aileyle yaşamak; eve geldiğinde seni sıcacık karşılayan insanlarla birlikte olmak.. kıymet bilmek gerek; elimizdekilerin kıymetini geç olmadan, iş işten geçmeden bilmek gerek.. Sonradan anlarsan gidenin değerini ne anlamı kalır ki giden gittikten sonra..

Bütün günün yorgunluğundan sonra sığınacak bi evinizin, ailenizin olduğunu bilmek mükemmel bir şey..

Sevdiklerinizin kıymetini onlar gitmeden bilmeniz dileğiyle; iyi geceler.. :)

Hala çocuk olacam diyorsan çağa ayak uyduracaksın:))



Ama uyardılar beni candy crush a hiç bulaşma dediler ben de " kocaman bubble wich saga yı alt etmiş insanım ben o ne ki "dedim demez olaydım :)) yaklaşık 2 gündür oynuyorum bu oyunu öğlen yemeğime ortak oldu sağolsun :) ama geldim takıldım 14.bölümde candy kız ağlamaktan helak oldu ben bölümü geçemiyorum diye :)) eğleniyoruz yahu kendi çapımızda.. Tabi bizim zamanımızda bunlar yoktu bizim susam sokağımız vardı biz o sokağın çocuklarıydık ama büyümüş olsan bile çocuk kalmak istiyorsan çağa ayak uydurmak gerekiyor sanırım eee zamane çocukları teknolojik çocuklar madem çocuk olarak kalacaksın sen de eskiden kalma teknolojik çocuk olacaksın :) bizim zamanımızda en büyük teknoloji ellerimizde büyüttüğümüz sanal bebeklerdi ki kendimizden çok onun karnını doyururduk :)) ah nerde şimdi oynadığımız eski oyunlar oyuncaklar.. Herkes özlemiştir mutlaka birşeyleri nedir ki onlar acaba? :)

 


Günaydınnnn :))

Bugün pazartesi; yeni hafta yeni umutlar aysonuna yaklaşan bir gün daha :)) Ayy yine sıcacığım, yine içim kaynıyo bizim güvenlikçimiz hayırdır kızım ne içtin de geldin bile dedi :)) seviyorum gülmeyi, seviyorum yaşamayı; seviyorum severek, gülümseyerek yaşamayı :)) Pazartesi sendromu diye bişeye inanmıyorum ben insanları baskı altına alıyorlar bence bu söylentilerle pazartesinin sendromu yataktan kalkana kadar :) ondan sonra herşey geçiyo; işinizi sevmeseniz bile işe gülümseyerek gitmek gerek, inadına gülümsemek; bütün aksiliklere rağmen gülümsemek gerek :) Hadi herkese kolay gelsin; sakın sakın unutmayım çalışmak demek sadece bir işte çalışmak demek değil ne demiştik; yaşamın kendini başlıbaşına bir iş zaten :) Hepimizin günü güzel olsun :))

7 Nisan 2013 Pazar

Sınavın ardından..

Bugün bir çok insan gibi ben de YDS'ye girdim. Şu ingilizceyi bi çözemedim gitti. Sınavlara gir, çık; kurslara git gel öğrenmeye çalış ama öğreneme daha çok sinirlerin bozulsun.. :)) Bu nedir yahu :) Var mı şu ingilizceyi rahatça çözebilen yoksa ben mi yol yordam bilmiyorum :))

5 Nisan 2013 Cuma

Cuma akşamı aileyle oturmanın keyfi.. :)

Bugün Cuma yarın tatil, benim için; çoğu çalışan için değil ama olsun, çalışmak güzel; yaşamak gibi.. Değişken hallerdeyim bu aralar, ama hep gülümsüyorum ne hissetsem de böyle yansıtıyorum kendimi..
Ailem benim herşeyim; kıymetini bilmek lazım bazı şeylerin, hatta herşeyin.. Her lafları, her sözleri değerli; bi süre sonra o sözleri bulamayacağını bilmek daha da değerli kılıyor bunları. Derlerdi de ehh derdim; aile en büyük dayanakmış, sıkı sıkı, sapasağlam bi dayanak..

Yaşamak demek..

E yazmak, anlatmak lazım düşündüklerini.. Hislerini paylaşmazsan kim anlar ki senin halinden derdinden? Kimbilir kimlerle ortak noktaların, ortak sıkıntıların, ortak sevinçlerin vardır.. İnsanın kalbi attıkça değişir duyguları.. Hissettiğinden eminken bir anda tepetaklak olur herşey ve hisleri tersine dönüverir..

O anlardan birini yaşıyorum sanırım. Bir yandan karnımda kelebekler uçuşurken diğer yandan içimde derin bir hüzün var.. Nedenini biliyorum aslında ama ne kendime ne de kendimden başkasına söyleyebiliyorum; gizlice içimde yaşıyorum.. İnsan aşık olmalı; sevmeli değer vermeli; değer görmeli yaşamalı yaşadığının tadına vara vara.. Hadi anlatalım kendimize kimseye anlatamadıklarımızı; kendi kendimizin sırdaşı olalım ki hayat yaşanmaya değsin.. Gizlediklerimizle varolalım; kimsenin bilmedikleriyle büyüyelim; kendimize özel olalım; herşeyden önce kendimizi sevelim; herkesten fazla.. Ama bencillik değil bahsettiğim, kendini severken başkasını hor görmek değil aksine kendini severken başkalarıyla özleştirmek yüreğini, düşüncelerini.. Başkalarıyla varolduğunun farkına varmak ve diğer insanları da kendinden bir parçaymış gibi sevmek..

Benimle paylaşın düşüncelerinizi.. Merak ediyorum yaşamak demek ne demek sizce?